Abide Tuncer

Yazılar

Sahip Olma Fikrinin Mutluluğu Seni Kandırıyor

Hepimizin kandığı bir yalan var. Gördüğümüz bir şeye anında sahip olursak mutlu olacağımız yalanı.

Hepimizin kandığı bir yalan var.

Gördüğümüz bir şeye anında sahip olursak mutlu olacağımız yalanı.

Şu anda sosyal medyada dolaşıyorsun. Karşına bir ürün reklamı çıkıyor. Çok hoşuna gidiyor, fiyatı da nispeten uygun. Hemen satın alıyorsun. Çünkü o an hevesin geliyor ve o an sahip olmak istiyorsun.

Peki, bir düşün bakalım.
“Ben bir hafta beklesem, acaba bu ürünü yine almak ister miydim?”

Bence güzel bir taktik. O an almak istediğin bir ürün için hemen satın almak yerine bir hafta beklemek herhalde hiçbir şey kaybettirmez. Bir hafta sonra hâlâ aynı hevesle almak istiyorsan, süper. Bence satın almalısın.

Sosyal medyada dolaşır gibi alışveriş sitelerinde dolaşıyoruz. Saatlerimizi orada harcıyoruz. Favorilerimize, “almak istediklerimiz” listesine aslında hiç ihtiyacımız olmayan birçok ürünü ekliyoruz.

Peki, gerçekten bu kadar fazla şey bize mutluluk getiriyor mu?

Geçtiğimiz günlerde Less is Now adlı bir belgesel izledim. Belgeselin anlatıcısı evindeki bütün eşyaları kolilere koyup kapatıyor. Sonraki haftalar ve aylar boyunca yalnızca ihtiyacı olduğu eşyaların bulunduğu kutuları açıp eşyaları kullanıyor. Aylar sonra ortaya çıkan sonuç oldukça ilginç: Kutulardaki eşyaların yüzde 80’ini hiç kullanmamış.

Bunu görünce düşündüm: Biz aynı şeyi yapsak acaba sonuç ne olurdu?

Evinde kullandığını zannetttiğin ya da bir zamanlar hevesle aldığın eşyaların yüzde kaçını artık kullanmıyorsun? Ya da kaç kere kullandın?

Belki de tüketime, satın aldıklarımıza ve ihtiyacımıza biraz bu yönden bakmak lazım.

Nuri Bilge Ceylan’ın bir röportajında söylediği gibi, “Mutluluğun başka bir yerde olduğu avuntusu bize her zaman iyi geliyor.”
Ben de buna sahip olmakla ilgili ekleme yapmak istiyorum. Mutluluğun sahip olacağımız eşyalarda olduğu fikri de bize iyi geliyor.

Çünkü satın aldığın şey belki sana mutluluk vermiyor. Sadece mutlu olacağını düşündürüyor. Sen aslında gördüğünü satın aldığında mutlu olacağını zannetttiğin için “ihtiyaç mı?” sorusuna uğramıyorsun bile. Seni cezbeden asıl şey ürün değil, satın aldığında mutlu olacağın fikri.

Merak ediyorum, çekmecendeki eşyaların kaçını kullanıyorsun? Kaçını bir zamanlar aldın, mutlu oldun ve o his devam etmiyor?

Belki de asıl soru, evinde kaç şeye sahip olduğun değil; sahip olduklarının kaçının gerçekten hayatının bir parçası olduğu.

Fazlası mutluluk getirir mi, deneyimlemedim ama net olarak bildiğim şey, az senden bir şey götürmüyor. Mutluluğunu da eksiltmiyor. Bir ara mutlaka dene.

Sevgiler,
Abide

Gençler ne hissediyor?

Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu 6 yayımlandı. Mutluluk oranı 8 yılda yarıya indi. Rapordaki en çarpıcı noktalara bakıyoruz.

Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu 6 yayımlandı. Habitat Derneği’nin yayımladığı raporda, aslında tam da bir önceki yazımda sorduğum soruların cevaplarını görebiliyoruz.

Gençleri anlamak, hissettiklerine pencere olabilmek önemli.

Peki rapor ne diyor? Bana göre en çarpıcı noktaları paylaşmak istiyorum.

2017’de gençlerin yüzde 70,8’i mutluydu; 2025’te bu oran yüzde 40,2. Umut da aynı şekilde: yüzde 66,6’dan yüzde 32,8’e. Yarıya inmiş. Sekiz yılda.

Bu gerilemenin en büyük tetikleyicilerinden birinin, geleceğe yönelik belirsizlik olduğu raporda da belirtilmiş. Gençlerin yüzde 54’ü “yarını değil, sadece bugünü kurtarmaya çalışıyorum” demiş.

Bunu okuyunca hâlâ “tembel, sorumluluk almıyor” diyebilir misiniz? Bilmiyorum. Ben diyemiyorum. Çünkü geleceğini ancak kırık camlar ardından görmeye çalışan bir gençliğin, yine geleceği için çaba sarf etmeyeceğini anlamıyor olamayız.

Raporda, gençlerin yüzde 77,1’i iş bulmanın zor olduğunu düşünüyor. En çok öne sürdükleri nedenler: yeterli iş olanaklarının olmaması, tanıdık eksikliği ve tecrübe kısır döngüsü.

Yeterli iş olanaklarının olmaması ve tanıdık eksikliği konuları, gerçekten genç nüfusun yoğun olduğu bir ülke için oturup günlerce, aylarca, belki de yıllarca “neyi yanlış yaptık?” diye düşünmemiz gereken bir noktaya işaret ediyor.

Tecrübe kısır döngüsüne gelelim. Çok yakından tanıdığımız bir döngü bu: yeni mezun–tecrübeli çatışması. Firmaların çoğu tecrübeli genç çalışan ararken, aynı firmalar gençlere fırsat vermiyor. E, fırsat verilmeyen gençler nasıl tecrübe edinebilir?

Gençlerin yüzde 62,4’ü kendini başkalarından daha yoksun hissediyor — buna rapor “göreli yoksunluk” diyor. Bu kavramı unutmayın. Önümüzdeki yıllarda daha çok konuşacağımız bir kavram olabilir.

Rapordaki tüm verilerin değerli olduğunu düşünmekle birlikte, bana göre en çarpıcı nokta şu: “Benim gibi insanların hükümetin işine karışma şansları yoktur.”

Gençlerin yüzde 41,7’si sistemi etkileme şanslarının olmadığına inanıyor. Bakın, gençlerin beşte ikisi bu sistemin değişebileceğine değil, değiştirebileceğine de inanmıyor.

Yüzde 57,9’u siyasetçilerin kendileri için önemli konularla ilgilenmediğini düşünüyor. Yüzde 56,9’u siyasetçilere ulaşamadığını söylüyor. Yüzde 55,8’i “Ankara’ya başvurmanın bir anlamı yok, onlar sadece kendilerini düşünüyor” diyor. Yüzde 54,2’si siyasetin sorunlarına çözüm olmayacağına inanıyor.

Ama ilginç olan şu: Gençlerin yüzde 79,9’u oy kullanıyor. Yani sisteme sırt çevirmiyorlar — ama sisteme güvenmiyorlar. İkisi aynı anda var.

“Oy kullanıyorlar ama inanmıyorlar” — bu, apati değil; kırılmış bir beklenti. Çok farklı bir şey.

Geleceğe yönelik umutlarının azaldığını söyleseler de, tüm bu azalmaların sonucunda denemekten vazgeçmiyorlar.

Zorlanıyorlar, evet. Ama yıkılmış değiller.

Aileyle hâlâ masaya oturuyorlar, hâlâ sohbet ediyorlar. Yüzde 85,5’i ailesiyle ilişkisinden memnun. Sisteme güvenmeseler de yüzde 79,9’u oy kullanmaya gidiyor — çünkü vazgeçmek başka, küsmek başka.

Kendi işini kurmak isteyenlerin oranı yüzde 35,8. Yapay zekâyı kullananlar, içerik üretenler, bir şeyler inşa etmeye çalışanlar burada.

Hepsinin ortasında, günü zor kurtarırken bile tutunmaya devam ediyorlar. Bunu görmezden gelmek de en az diğerini görmezden gelmek kadar haksızlık.

Bunların hepsi “her şey yolunda” ya da “her şey mahvoldu” demek değil elbette — ama “bu nesil tamamen çökmüş” anlatısına da uymayan veriler.

İkisi aynı anda var: zorlanıyorlar ama devam ediyorlar. Şimdilik.

Raporu okumak için: Habitat Derneği Yayınları

Sevgiler,
Abide

Bu Gençlik Nereye Gidiyor?

“Eskiden gençler böyle değildi.” MÖ 350’de Aristo da aynısını dedi. Sümer tabletlerinde de yazıyordu. Peki gerçekten biliyor musunuz?

“Eskiden gençler böyle değildi”, “Bunlar ülkeyi nasıl yönetecek?”, “Sorumluluk almıyorlar.”, “Kolay yoldan zengin olmak istiyorlar.” ya da “Gençler çok yaratıcı, gümbür gümbür geliyorlar.”, “Değişimi onlar getirecek.” gibi olumlu ve olumsuz ne çok cümle duyduk ama Z kuşağı ve yeni kuşaklar olarak. Merak ettim, araştırdım.

Bizim kuşağa özel bir şey mi, yoksa her kuşak kendinden sonra gelene bu şekilde mi davranmayı seçiyor?

Gördüm ki MÖ 350 yılında Aristo gençlere demediğini bırakmamış. Sümer tabletlerinde ise “Bu gençlik nereye gidiyor?” yazısı ortaya çıkmış, yahu. Tahmin eder miydik ki dünya üzerinde bilinen birkaç bin yıllık tarihin her döneminde değişmeyen dertlerden biri gençlik olsun?

Peki, gerçekten gençlik ne düşünüyor? En son ne zaman oturup bir gençle konuştunuz? Konuştuysanız, aklınıza gelen ilk birkaç cümle ne oldu? İşsizlik mi? Haksız rekabet? Fırsat eşitsizliği? Ekonomi? Duyduklarınızı bu başlıklara yerleştiremiyorsanız, henüz gerçeklikten ve gençlikten çok uzaksınız. Rapor da açıp okumamışsınızdır.

Üniversite okumanın önemsiz görülmesi, okumanın başlı başına bir anlam ifade etmemesi ve gençlerin durumunun “Sorumluluk almıyorlar.” cümlesine indirgenmesi sizi rahatsız etmiyorsa, herhangi bir gençle konuşmasanız da olur gibi.

“İş bulamadım. Sınavlara giriyorum, olmuyor. Bu evden gitmem lazım, evleneyim kurtulayım.” diyen bir gençle de konuşmadınız tabii. Sonra da arkasından “Hemen evlendi gitti. Ne acelesi vardı, kaçıyor muydu?” derken de utanmadınız. Biliyorum.

Çocuklarınızın sınav puanlarını komşu çocukları ile yarıştırırken gelecek verdiğinizi iddia ettiniz. Biliyorum. Tüm bu çocuklar, puanların hayat kurmaya yetmediğini anlayınca da “Tembel, işe yaramaz” diye nitelendirdiniz. E zaten, başka ne diyecektik.

Dinlemek yerine hep konuştunuz. Anlamak yerine kaçtınız. Gelecek kurduğunuzu, daha iyi yaşam inşa ettiğinizi zannederken hep şikâyet ettiniz. Hayıflandınız. Sonra tüm bu gidişatı Z kuşağı ve sonrasına yıktınız.

Peki ya soruyorum: Gerçekten gençlik ne düşünüyor, biliyor musunuz? Ne yaşıyor, görüyor musunuz? Siz hiç genç olmadınız mı? Her şeyin gerçekten aynı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Devamı gelir.

Sevgiler,
Abide

Bu arama için sonuç bulunamadı.